Bu gece saat tam 00:00’da Çorba FM’de havadan sudan konuşuyor olacağız Yağız ile. Kendim için değil de, Yağız’ın sohbeti iyidir. Bekleriz!
6 notes
Bu gece saat tam 00:00’da Çorba FM’de havadan sudan konuşuyor olacağız Yağız ile. Kendim için değil de, Yağız’ın sohbeti iyidir. Bekleriz!
İki sene önce 2009’un sonunda buraya yeni yıl dilek listesi yapmıştım. 2010’da ise o yazdığımı okuyup hiçbir şeyin gerçekleşmemiş olmasından bahsetmiştim. 2011 ise geçtiğimiz iki yıldan kat be kat daha kötü bir şekilde bitmek üzere.
Ergen dileğim olan Dredg konseri gerçekleşmiş. Tam olarak sayılmasa da.
Karanlık odam olmuş. 30x40 kağıtlarım da. (zaten o çok zor bir şey değil aslında)
Hiç dilemediğim şeyler, hatta tam zıtları gerçekleşmiş bazen, çok garip bir şekilde de aklımın ucundan geçmeyecek tatlılıkta şeyler yaşamışım.
2011’in sadece Eylül ve Aralık ayları benim için kayda değer. Gerisinde bir bok yok.
En azından eskisi gibi iç karartıcı, çirkin bir yerde değil, beyaz duvarlı falan bir odada yazıyorum bunu. Aslında o bile yeter.
Artık ben de sizler gibi “ah bu yıl çok güzeldi” diyebilmek istiyorum.
Yeni yıldan tek dileğim 365 gün sonra falan bu konseptte bir yazı daha yazıp “aabi 2012 çok güzeldi keşke hiç bitmese” cümlesini kullanabilmem.
Ama sanki biraz ümitliyim.
Tek istediğim şey şu anda Venice Bistro’da oturup bir bardak Amber Ale içmek.
Tabii neredeyse Aralık olduğu için okyanustan gelen rüzgar birazcık insanın dudaklarını acıtıyor. Ama buna rağmen dışarıdaki plastik sandalyelerden birinde oturup buz gibi bira eşliğinde kocaman dalgaları seyretmek oldukça keyifli.
Hafiften yağmur çiseliyor. “Seems it never rains in Southern California” şarkısının yalan olduğu da böylece anlaşılıyor. Etrafta da kimse yok. Dan ve bir iki kaykay yapan sigara içen eleman daha. Kum o kadar güzel kokuyor ki, of. Biramı bitirip kanka garsona seslendikten sonra alıyorum Dan’i, çıplak ayakla kuma basa basa yürütüyorum okyanusa kadar. “’Çattık’ diyor mu lan acaba içinden” diye düşünüyorum. “Gerçekten kızın derdi ne yani Aralık gelmiş, eve gidip film falan izlesek.”
Bana ne ya, o giderse gitsin. Kırk yılda bir istediğim zaman oraya gidebilmişim, bari anı değerlendireyim. Ayaklarım soğuk ve ıslak kuma değsin. Garip yosunlar gıdıklasın. Can kurtaran kulübelerinin içlerini hep merak etmişimdir zaten. Girer birinde ısınırım.
Nasıl olsa birkaç saat sonra renkli karanlık oda sınavı var ve ben çalışmak yerine tırnak yiyip eski fotoğraflara falan bakıyorum.
